Hiçbir şey okumadan hiçbir şey araştırmadan sadece halk dilinde adı çıkmış kemoterapinin , çok mide bulantısı,halsizlik yaptığını ve saçlarımın doküleceğini bilerek gidiyorum ilk randevuma...
Eşim ve ablası eşlik ediyor bu ilk randevu için.
Bana ise suskunluk...
Bir çocuk gibi beni nereye götürüyorlarsa oraya gidiyor ama bir yandan da bir şahin gibi etrafı gözlemliyorum.
Kan değerlerime bakmaları için örnek veriyorum ve sonucun cıkması içinde 45 dk bekliyoruz.45 dk nın sonunda doktorumla konuşup kemoterapi için hazırlanıyorum.
Kemoterapi servisine girdiğimde ise bir sürü meraklı ve acıyan gözlerle karşılaşıyorum. Arada "Hamileyken Nasıl olur" diyen gözlerde var tabi.
Hiç yabancı değil ki...
İçten içe gülüyorum o gözlere.Kendi kendime ise " çünkü ben özelim"diye telkin veriyorum.
Yatağa uzanıp hemşirenin gelmesini bekliyorum...
Uzun uzun anlatıyor verecekleri ilaçların yan etkilerini.
Asıl zehirden önce midenizi korumak için 2 ilaç ondan sonra kanser ilacını vereceğiz size diyorlar.
Susuyorum.
İtiraz etmeye hakkım mı var ki?
İlacın size verilmesi 1,5 saati bulur ve size bu sırada da uyku yapabilir diyor sevgili hemşire.
Ama ben inadına gözlerimi bile kırpmıyorum.
Sonra bakıyorum ki refakatçi olarak bizimle gelen ablamız uyuklamış
Kıkır kıkır gülmeye başlıyorum onu öyle görünce. Dalga mı geçmeden de duramıyorum tabi...
İlk kemoterapim nihayet bitiyor ben ise hala dimdik ayakta.
Ne doğru dürüst konuşuyorum ne de bir tepki veriyorum.
Evrak işlemleri için beni bir koltuğa oturtuyorlar.Suskunluğumdan taviz vermiyorum.
Bir ara kafamı kaldırıp etrafa baktığımda ise babasının kucağında 4 yaşlarında bir erkek çocuğuyla karşılaşıyorum.
Görür görmez anlıyorum bu dikenli yolda onunda yürüdüğünü...Kafasında bir bandana ağzında bir maske ve sapsarı bir beniz...
Dikkatle ama hissettirmeden seyretmeye başlıyorum onları...
Aklıma düşüyor canım oğlum, kuzum , Çınar'ım...
İçimden şükrederken buluyorum kendimi "iyi ki ben,iyi ki ben"diye...
İste tam o sırada babası kucağındaki oğlunu sakinleştirmek için sesleniyor.
"Çınar ağlama oğlum"
Bu ismi duyar duymaz koşarak uzaklaşıyorum oturduğum yerden...
Gözyaşlarımda boğuluyorum...
saç dökülmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saç dökülmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Kasım 2014 Pazar
23 Haziran 2014 Pazartesi
Çorap
Arkadaşlarım ve ablalarım toplanıyor bir akşam evimde...
"Sen daha güzel yaparsın" , "Yok ben öyle yapmıyorum " nidalarıyla çok sevdiğim kısır yapılıyor ama yine de benim ağzımdan kemoterapi ve sonrasında dökülecek saçlarım çıkıyor.
Bu arada yurtdışında bu hastalıkla mücadele eden bir kızın 15 e yakın arkadaşının saçlarını kazıtıp kapısına nasıl dayandıklarını anlatıyorlar kendi aralarında.
Bizimkilerde bir ara gaza geliyor gibi oluyorlar ama sonra güzelliğine çok düşkün olan ablam
"Valla ben sırf kardeşim üzülmesin diye kestirmem bu saçlarımı , dimi Nuray çok üzülürsün" diyor.
Hadi ordan diye bir bakış atıyorum ablama :)
Sonra da her zaman ki gibi munzurluk yapmak geliyor aklına...." Nuray bir ince çorap versene bana" diyor.
""N'apcaksın" dememe kalmadan kafasına geçiriyor çorabı.
Deli gibi diğer arkadaşlarımızın arasına zıplıyor.
Kıkırdamalar , dalga geçmeler derken herkesin kafasında bir çorapla kendimizi resim çektirirken buluyoruz.
Çoraplar takılınca herkes bir şeye benziyor ama...
En kötüsü ise yıllardır kepçe kulaklarını saklayan biri kendini ele veriyor :)
"Sen daha güzel yaparsın" , "Yok ben öyle yapmıyorum " nidalarıyla çok sevdiğim kısır yapılıyor ama yine de benim ağzımdan kemoterapi ve sonrasında dökülecek saçlarım çıkıyor.
Bu arada yurtdışında bu hastalıkla mücadele eden bir kızın 15 e yakın arkadaşının saçlarını kazıtıp kapısına nasıl dayandıklarını anlatıyorlar kendi aralarında.
Bizimkilerde bir ara gaza geliyor gibi oluyorlar ama sonra güzelliğine çok düşkün olan ablam
"Valla ben sırf kardeşim üzülmesin diye kestirmem bu saçlarımı , dimi Nuray çok üzülürsün" diyor.
Hadi ordan diye bir bakış atıyorum ablama :)
Sonra da her zaman ki gibi munzurluk yapmak geliyor aklına...." Nuray bir ince çorap versene bana" diyor.
""N'apcaksın" dememe kalmadan kafasına geçiriyor çorabı.
Deli gibi diğer arkadaşlarımızın arasına zıplıyor.
Kıkırdamalar , dalga geçmeler derken herkesin kafasında bir çorapla kendimizi resim çektirirken buluyoruz.
Çoraplar takılınca herkes bir şeye benziyor ama...
En kötüsü ise yıllardır kepçe kulaklarını saklayan biri kendini ele veriyor :)
17 Haziran 2014 Salı
Teklif
Ameliyattan tam 4 hafta sonra kemoterapi tedavisinin başlaması gerekiyor. Araştırmalar sonucu onkologuma karar veriliyor.
Ve ben kafamdaki deli sorularla kemoterapi için gün saymaya başlıyorum.
Bu arada herkes çevresinde bu tedaviyi gören insanların kemoterapiden nasıl etkilendiğini yada bazı patavatsızlar bu tedavinin onları nasıl yıktığını anlatmaya çalışıyorlar.
Ama ben ,
HERKESIN HIKAYESI , HASTALIGI , BUNYESİ , TEDAVİSİ FARKLI...diyerek laflarını yarıda kesmek zorunda kalıyorum.
Kemoterapiyi ne dinlemek , ne araştırmak istiyorum.Sadece sessizce ve sabırla ne yaşayacağımı görmek için bekliyorum.
Ama saçlarımın döküleceğini çok iyi biliyorum. Çünkü onkologuma sorduğum ilk sorularımdan biri...
Saçma ama hamilelikle saçlar hiç dökülmez ya belki benimkilerde dökülmez diye umutla bekliyorum.
Bu arada ,
"Hiç üzülme kökü sende ne de olsa..." "Merak etme daha da gür çıkacak." en çok duyduğum ve içten içe sinir olduğum teselli cümlelerden bir kaçı oluyor.
Bunları bende biliyorum ki...
Peki o saçların beni terk ediş ve kel olarak gezme süreci ne olacak...
Kimse o günlerle nasıl başedeceğimden bahsetmiyor çünkü kimse o süreci DÜŞÜNMEK dahi bile istemiyor ki...Ne desin bana.
Hatta bir kaç yakınıma şaka yoluyla "Kökü sendeyse gel hadi senin saçları da kazıtalım" diye teklifte bulunuyorum.
Cevap mı ?
Senin içinden geçirdiğin cevapla aynı oluyor...
Ve ben kafamdaki deli sorularla kemoterapi için gün saymaya başlıyorum.
Bu arada herkes çevresinde bu tedaviyi gören insanların kemoterapiden nasıl etkilendiğini yada bazı patavatsızlar bu tedavinin onları nasıl yıktığını anlatmaya çalışıyorlar.
Ama ben ,
HERKESIN HIKAYESI , HASTALIGI , BUNYESİ , TEDAVİSİ FARKLI...diyerek laflarını yarıda kesmek zorunda kalıyorum.
Kemoterapiyi ne dinlemek , ne araştırmak istiyorum.Sadece sessizce ve sabırla ne yaşayacağımı görmek için bekliyorum.
Ama saçlarımın döküleceğini çok iyi biliyorum. Çünkü onkologuma sorduğum ilk sorularımdan biri...
Saçma ama hamilelikle saçlar hiç dökülmez ya belki benimkilerde dökülmez diye umutla bekliyorum.
Bu arada ,
"Hiç üzülme kökü sende ne de olsa..." "Merak etme daha da gür çıkacak." en çok duyduğum ve içten içe sinir olduğum teselli cümlelerden bir kaçı oluyor.
Bunları bende biliyorum ki...
Peki o saçların beni terk ediş ve kel olarak gezme süreci ne olacak...
Kimse o günlerle nasıl başedeceğimden bahsetmiyor çünkü kimse o süreci DÜŞÜNMEK dahi bile istemiyor ki...Ne desin bana.
Hatta bir kaç yakınıma şaka yoluyla "Kökü sendeyse gel hadi senin saçları da kazıtalım" diye teklifte bulunuyorum.
Cevap mı ?
Senin içinden geçirdiğin cevapla aynı oluyor...
3 Haziran 2014 Salı
Kemoterapi
Raporumuzla beraber soluğu Dr.muz Cihan Bey'in yanında alıyoruz.
Raporu okuyor...
"Sevinebilirsiniz" diyor gülerek.
Ama koruma amaçlı kemoterapi şart diye de ekliyor.
Galiba her hasta gibi kemoterapi deyince önce saçlarım geliyor aklıma...
Garip bir duygu.
Ölümle, evladını kaybetmekle burun buruna gelmişsin , bu süreçte ne acılar çekmişsin...ki hala hasta ve ölümcül bir hastalıkla mücadele ediyorsun ama düşünüp üzülüyorsun işte saçların için...
Kızıyorum yakıştıramıyorum kendime, Ama engel olamıyorum da...
En çokta doğumumdaki halim canımı acıtıyor.
Kızımla beraber çekilecek resimlerdeki dazlak halim...
Ya peki lohusa tacımı nereye takıcam diye düşünüp gizli gizli gözyaşı döküyorum.
Uykularım kaçıyor...
Ne güzel işte o da kel sende kel... anne kız yepyeni bir hayata başlayacağım kızımla beraber diye teselli etmeye çalışıyorum kendimi.
Ama teselli olamıyorum.
Raporu okuyor...
"Sevinebilirsiniz" diyor gülerek.
Ama koruma amaçlı kemoterapi şart diye de ekliyor.
Galiba her hasta gibi kemoterapi deyince önce saçlarım geliyor aklıma...
Garip bir duygu.
Ölümle, evladını kaybetmekle burun buruna gelmişsin , bu süreçte ne acılar çekmişsin...ki hala hasta ve ölümcül bir hastalıkla mücadele ediyorsun ama düşünüp üzülüyorsun işte saçların için...
Kızıyorum yakıştıramıyorum kendime, Ama engel olamıyorum da...
En çokta doğumumdaki halim canımı acıtıyor.
Kızımla beraber çekilecek resimlerdeki dazlak halim...
Ya peki lohusa tacımı nereye takıcam diye düşünüp gizli gizli gözyaşı döküyorum.
Uykularım kaçıyor...
Ne güzel işte o da kel sende kel... anne kız yepyeni bir hayata başlayacağım kızımla beraber diye teselli etmeye çalışıyorum kendimi.
Ama teselli olamıyorum.
30 Mart 2014 Pazar
Allah de Ötesini Bırak
Patoloji sonucum söz verilen zamanda çıkmamış ama cuma akşamının vermiş olduğu mutlulukla eve doğru yola çıkıyorum.
Evde de canım kayınvalidemin o lezzetli ellerinden en sevdiğimiz yemek hazırlanıyor
Bol sarımsaklı yoğurt eşliğinde kıymalı makarnanın hayalini kura kura evimin yolunu tutuyorum.
Hamilelikte kullanmam gereken vitamin ilaçlarını almak için eczaneye uğramak geliyor aklıma.İlacımı alıp tam çıkacakken orada çalışan bir uzman "Vaktiniz var ise ücretsiz saç analizi de yapıyoruz" diyor. Saçlarımda sicim sicim dökülürken hadi baktırayım bir diyorum. Saç diplerime bakıyor kız "Ooo epey dökülme var , saç dipleriniz tıkanmış kalmış gibi gibi şeyleri" sıralıveriyor.
Hoop hemen bir tane saç dökülmesini önlemek ve diplerimi açmak için bir şampuan alıyorum. Hem de daha etkili olsun diye de erkekler için olanından. :)
Cumartesi ve pazar günümüz gayet keyifli geçiyor.
Hatta perşembe akşamı cine5te Ab_ı Hayat diye bir program varmış ona takılıyorum.Hayat Nur hoca öyle güzel hikayeler anlatıyor ki dinlemeye doyamıyorum. Pınar da o akşam bize gelecek içimden dua ediyorum Pınar'ım biraz daha geç gel de şu programı seyredebileyim diye ama kapı çalıyor o an.
Tv yi kapatıp Pınar'ımı dinlemeye başlıyorum çünkü anlatacağı çok önemli şeyler var. :)
Cumartesi günü tv karşısında kanal kanal geziyorum ama birden karşıma yine Hayat Nur hoca çıkıyor. Hem de yarım bıraktığım programla ve bıraktığım yerden yakalıyorum. Öyle mutlu oluyorum ki. Allah'ım diyorum nasıl yürekten dilemişim ki kaldığım yerden devam ediyorum şimdi diyorum.
Hayat Nur hoca sohbetinde "Aslında ölüm günü düğün günüdür , ölüm gelince hastalık, kaza, bela bahane olur o yüzden sebebe bakma sebebi yaradana bakmak gerek" diyor. Ne doğru diyip içimi huzurla kaplıyorum.
Pazar günü dışarı çıkıyoruz ve ben kaşla göz arası bir kitapevine girip son zamanlarda metnini çok duyduğum bir kitabı "Allah de Ötesini Bırak" kitabını hediye paketine sardırıyorum çaktırmadan.
Hatta kitapevinde ki çocuk arkamdan espriyle bağırıyor son 2 son 2 diye...
Sonra da eşime hediye paketini verip senin için aldım diyorum.
Evde de canım kayınvalidemin o lezzetli ellerinden en sevdiğimiz yemek hazırlanıyor
Bol sarımsaklı yoğurt eşliğinde kıymalı makarnanın hayalini kura kura evimin yolunu tutuyorum.
Hamilelikte kullanmam gereken vitamin ilaçlarını almak için eczaneye uğramak geliyor aklıma.İlacımı alıp tam çıkacakken orada çalışan bir uzman "Vaktiniz var ise ücretsiz saç analizi de yapıyoruz" diyor. Saçlarımda sicim sicim dökülürken hadi baktırayım bir diyorum. Saç diplerime bakıyor kız "Ooo epey dökülme var , saç dipleriniz tıkanmış kalmış gibi gibi şeyleri" sıralıveriyor.
Hoop hemen bir tane saç dökülmesini önlemek ve diplerimi açmak için bir şampuan alıyorum. Hem de daha etkili olsun diye de erkekler için olanından. :)
Cumartesi ve pazar günümüz gayet keyifli geçiyor.
Hatta perşembe akşamı cine5te Ab_ı Hayat diye bir program varmış ona takılıyorum.Hayat Nur hoca öyle güzel hikayeler anlatıyor ki dinlemeye doyamıyorum. Pınar da o akşam bize gelecek içimden dua ediyorum Pınar'ım biraz daha geç gel de şu programı seyredebileyim diye ama kapı çalıyor o an.
Tv yi kapatıp Pınar'ımı dinlemeye başlıyorum çünkü anlatacağı çok önemli şeyler var. :)
Cumartesi günü tv karşısında kanal kanal geziyorum ama birden karşıma yine Hayat Nur hoca çıkıyor. Hem de yarım bıraktığım programla ve bıraktığım yerden yakalıyorum. Öyle mutlu oluyorum ki. Allah'ım diyorum nasıl yürekten dilemişim ki kaldığım yerden devam ediyorum şimdi diyorum.
Hayat Nur hoca sohbetinde "Aslında ölüm günü düğün günüdür , ölüm gelince hastalık, kaza, bela bahane olur o yüzden sebebe bakma sebebi yaradana bakmak gerek" diyor. Ne doğru diyip içimi huzurla kaplıyorum.
Pazar günü dışarı çıkıyoruz ve ben kaşla göz arası bir kitapevine girip son zamanlarda metnini çok duyduğum bir kitabı "Allah de Ötesini Bırak" kitabını hediye paketine sardırıyorum çaktırmadan.
Hatta kitapevinde ki çocuk arkamdan espriyle bağırıyor son 2 son 2 diye...
Sonra da eşime hediye paketini verip senin için aldım diyorum.
27 Mart 2014 Perşembe
Portakal
İşyerinde bir öğle molasına yakın,7 yıl boyunca dirsek dirseğe çalıştığım artık iş arkadaşımdan çok öte olan can dostum Pınar'a "Biz niye hiç meyva yemiyoruz şöyle buz gibi bir portakal olsa da yesek" dediğimi daha dün gibi hatırlıyorum.
Dışarısı bir gün önce yağmış kardan dolayı hala buzlu ama ben yine de ilk solukta kendimi bir manava atıyorum. Portakal kokusu sarmış sanki her yanı...Kasa kasa dizilmiş portakallar ise gözümde bir altın değerinde.
Daha öğle yemeğini yemeden buz gibi 2 portakalı dilimleyerek mideye indirdiğimi ve hayatımdaki en lezzetli portakalı o gün yediğimi şimdi gülümseyerek hatırlıyorum.
Etiketler:
ameliyat,
aşerme,
biyopsi,
kanser,
kemoterapi,
meme,
meme kanseri,
saç dökülmesi,
süpriz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

