Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Kasım 2016 Pazartesi
Düşle ki Gerçek Olsun...
Bir cafe açmak yıllardır hayalimdi.
Ama bunu yapmaya hiç bir zaman cesaretim olmadı.
Ta ki meme kanseriyle tanışıp kendime , özüme döndüğüm zamana kadar...
Tedavim bitmiş ve kurumsal hayatıma geri dönmüştüm.Ve bu hayata sadece 1 sene dayanabildim.
"Buraya ait değilsin" diye bangır bangır bağırıyordu yüreğim...
Ve sonunda kararımı verip hayalimi gerçeğe dönüştürmek için ilk büyük adımımı attım.
10 yıl boyunca emekle çalıştığım ve çok sevdiğim firmama gözyaşları içinde istifa dilekçemi verdim. Neden ağladığımı bende bilmiyordum.Ama görüşmenin sonunda kendimi tıpkı kanatlanmış bir kuş gibi hissettim.
Bir bahar günü özgürlüğümü ilan ettiğim yere kavuştum. Adını da Saffran Cafe koydum...
Sevgilerimle...
11 Mart 2015 Çarşamba
Selam
Hala bloguma bakanlar , okuyanlar oluyor diye bir ses vermek
istedim sadece.
Beni merak edenler için şükürler olsun ki aktif tedavim bitti ve 5 sene boyunca sabıkalıyım yani
kontrol altındayım.3 ayda bir yüreğim ağzıma gelerek kontrollerimi yaptırıyorum.
Saçlarıma gelince , Saçlarım epey uzamıştı ama geçtiğimiz hafta tekrar bu halime
döndüm.
Saçlarımı Türkiye’de ilk defa çekilen ve bir çok kadına umut
olacak bir belgesel filmi için 6 kadınla beraber tekrar kazıttım. Ters giden
bir şeyler olmaz ise belgesel filmimiz haziran ayında film festivalleri ile
gösterime girecek. :)
Bloguma yazmaya gelince sene başından beri çalışma hayatıma
geri döndüm.
2 Çocuk annesi çalışan bir kadının aynı zamanda “ Meme Kanseri
Farkındalık” projelerini de devam ettirmesiyle birlikte bloğuma çok vakit
harcayamıyorum maalesef.
Ama bu yazmıycam anlamına gelmiyor tabi ki…Yaşadıklarımı
yazıp saklamaya devam ediyorum. Ne zaman hayata geçer bilmiyorum ama bir kitap için kollarımı sıvadım.
Bu zorlu süreçte yanımda olduğunuz için ise binlerce kez teşekkürlerimle...
Bu zorlu süreçte yanımda olduğunuz için ise binlerce kez teşekkürlerimle...
" Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha
iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir
varış değil, bir yolculuktur. "
Konfüçyüs
Etiketler:
farkındalık,
hamile,
Hayat,
kabullenme,
kanser,
kemoterapi,
medya,
Melek,
meme kanseri,
minnet,
moral
3 Haziran 2014 Salı
Kemoterapi
Raporumuzla beraber soluğu Dr.muz Cihan Bey'in yanında alıyoruz.
Raporu okuyor...
"Sevinebilirsiniz" diyor gülerek.
Ama koruma amaçlı kemoterapi şart diye de ekliyor.
Galiba her hasta gibi kemoterapi deyince önce saçlarım geliyor aklıma...
Garip bir duygu.
Ölümle, evladını kaybetmekle burun buruna gelmişsin , bu süreçte ne acılar çekmişsin...ki hala hasta ve ölümcül bir hastalıkla mücadele ediyorsun ama düşünüp üzülüyorsun işte saçların için...
Kızıyorum yakıştıramıyorum kendime, Ama engel olamıyorum da...
En çokta doğumumdaki halim canımı acıtıyor.
Kızımla beraber çekilecek resimlerdeki dazlak halim...
Ya peki lohusa tacımı nereye takıcam diye düşünüp gizli gizli gözyaşı döküyorum.
Uykularım kaçıyor...
Ne güzel işte o da kel sende kel... anne kız yepyeni bir hayata başlayacağım kızımla beraber diye teselli etmeye çalışıyorum kendimi.
Ama teselli olamıyorum.
Raporu okuyor...
"Sevinebilirsiniz" diyor gülerek.
Ama koruma amaçlı kemoterapi şart diye de ekliyor.
Galiba her hasta gibi kemoterapi deyince önce saçlarım geliyor aklıma...
Garip bir duygu.
Ölümle, evladını kaybetmekle burun buruna gelmişsin , bu süreçte ne acılar çekmişsin...ki hala hasta ve ölümcül bir hastalıkla mücadele ediyorsun ama düşünüp üzülüyorsun işte saçların için...
Kızıyorum yakıştıramıyorum kendime, Ama engel olamıyorum da...
En çokta doğumumdaki halim canımı acıtıyor.
Kızımla beraber çekilecek resimlerdeki dazlak halim...
Ya peki lohusa tacımı nereye takıcam diye düşünüp gizli gizli gözyaşı döküyorum.
Uykularım kaçıyor...
Ne güzel işte o da kel sende kel... anne kız yepyeni bir hayata başlayacağım kızımla beraber diye teselli etmeye çalışıyorum kendimi.
Ama teselli olamıyorum.
16 Nisan 2014 Çarşamba
Detaylı Ultrason
Doktorlar , tahliller , biyopsiler , üzüntülerle kendi derdime düşmüşken büyülü bahçemdeki meleğim ise kendi kendine büyüyor.
Tam da detaylı ultrason haftası gelmiş.
Minicik kalbine, burnuna, parmaklarına, böbreklerine içerde oluşan ne varsa hepsine tek tek bakılacak.
Hiç bir şeyden habersiz meleğim ise "bende buradayım anne " dercesine yeni yeni tekmeleriyle varlığını hissettirmekte.
Ama ben ise...
Karnımda tekmelerini hissettikçe, anneliğimden binlerce kez utanarak onu yok saymaya çalışıyorum.
Sırf bu vazgeçiş daha kolay olsun diye.
Yüreğim binlerce kez dağlanarak...Gözyaşlarım ise hiç kurumayarak.
Nasıl bir imtihandır Allah'ım?
Hastalığımı bilmeyenler bebeğimi soruyorlar beni görünce ?
Önce bir yutkunuyorum.
Sonra iyidir herhalde diyorum.
Bir yandan acaba hiç ultrason çektirmesek mi diye düşünüyorum ama bir yandan da büyük bir umutla ya ona bir şey olmazsa aklımda hep soru işaretleri mi kalacak diyorum...
Öyle bir ayrım ki ?
Daha şimdiden minik minik ayaklarının hareketlerini hissediyorum gözümün önünde...
Kahroluyorum...
Başka kapı yok ki , gözyaşları içinde yine Allah'a sığınıyorum.
Tam da detaylı ultrason haftası gelmiş.
Minicik kalbine, burnuna, parmaklarına, böbreklerine içerde oluşan ne varsa hepsine tek tek bakılacak.
Hiç bir şeyden habersiz meleğim ise "bende buradayım anne " dercesine yeni yeni tekmeleriyle varlığını hissettirmekte.
Ama ben ise...
Karnımda tekmelerini hissettikçe, anneliğimden binlerce kez utanarak onu yok saymaya çalışıyorum.
Sırf bu vazgeçiş daha kolay olsun diye.
Yüreğim binlerce kez dağlanarak...Gözyaşlarım ise hiç kurumayarak.
Nasıl bir imtihandır Allah'ım?
Hastalığımı bilmeyenler bebeğimi soruyorlar beni görünce ?
Önce bir yutkunuyorum.
Sonra iyidir herhalde diyorum.
Bir yandan acaba hiç ultrason çektirmesek mi diye düşünüyorum ama bir yandan da büyük bir umutla ya ona bir şey olmazsa aklımda hep soru işaretleri mi kalacak diyorum...
Öyle bir ayrım ki ?
Daha şimdiden minik minik ayaklarının hareketlerini hissediyorum gözümün önünde...
Kahroluyorum...
Başka kapı yok ki , gözyaşları içinde yine Allah'a sığınıyorum.
Sağlık Sigortası
"Allah hayr etsin derler , Allah zaten hayır ediyor da sen şer bakıyorsun!..."
Eşimin bana patoloji sonucuyla ilgili doktora gitmemizi gerektiği söylediği kara gün...
Sadece 2 saat önce...
Çalıştığım şirket tarafından yapılmış olan sağlık sigortasıyla ilgili insan kaynakları departmanından bir bilgilendirme mesajı alıyorum.
" Geçen sene yapılan sağlık sigortası anlaşmamızda yatarak tedavilerimiz % 90 kapsamındaydı fakat 01.01.2014 tarihinden itibaren % 100 olarak karşılanacaktır."
Bu yani ne demek?
Türkiye'nin en iyi hastanelerinden biri olan Acıbadem hastanelerinde bir ameliyat olmanız gerektiğinde hiç para ödemenize gerek kalmayacak demek.
Daha hiç bir şey den haberim olmayan ben, bu mesajı görünce "sağlık bu ne olacağımız hiç belli olmaz " diyerek bir oh çekiyorum.
Sonra da sadece 2 saat sonra da bu hastalığımla yüzleşiyorum.
Evet bu hastalık bana geldi ama inanın gelirken de beraberinde bir sürü güzellik , bir sürü kapı , bir sürü dua ve bir sürü dost getirdi.
Şimdi benim şükretme zamanım değilse ne zaman?
14 Nisan 2014 Pazartesi
Süpriz...
"Allah sana sıkıntı, bela vermişse tefekkür et.
Bu yanına yaklaştırmak istediği dostlarına uzattığı bir merdivendir."
Hastalığımı, ameliyatımı duyar duymaz hemen bir uçak biletini ayarlayıp sırf benim için Antalya'dan gelen bir dost...
Tuğba'm...
Geçmişiz mi?
Sadece 8 ay.
Heyetten çıkacak kararı beklerken beni yalnız bırakmayan iki can dostum Pınar ve Tuğba...
O cumartesi günü sabahtan kaçırıyorlar beni.
İlk önce bir cilt bakıma sonra ise yemek yemeye.
Sonra da versin elini fokur fokur dedikodu kazanı...
"Akşamda kız kıza bir şeyler yapsak ya" diyorlar.Bende eşimi ve oğlumu düşünerek "Çok isterim ama sabahtan beri beraberiz , Seyit bu işe ne der bilmiyorum" diyorum.
Pınar'ım hemen atlıyor "ben konuşurum"
Arıyor "Seyit biz Nuray'ı kaçırıyoruz ama kaçırmadan önce de izin alalım dedik akşam da Nuray'la beraber bir yemek yiyelim hatta Nuray'ı pavyona mı götürsek mi acaba diye düşünmüyor değiliz" diye kıkırdıyor.
Sonra Eşim beni istiyor telefona ,
"Neden sen konuşmuyorsun benimle diyor ?" sevimli bir fırçayla...
"Sabahtan beri dışardayım ya canım yüzüm yok söylemeye" diyorum bende.
"Nasıl mutlu oluyorsan canım , bizi merak etme sen biz iyiyiz, hadi bak keyfine iyi eğlenceler" diyor.
Bir kere daha mutlu oluyorum bir kere daha şükrediyorum Allah'a bu adamı sevdim diye...
Pınar tutturuyor "Benim yarın önemli bir görüşmem var kuaföre gitmem gerek" diye.
Sizde gelin diyor ama "ben daha 2 gün önce buradaydım bir daha sokma beni buraya" diye hemen yan çiziyorum.
Bizde Tuğba'mla civardaki bir dükkanda girip alışveriş yapıp Pınar'ı almaya gidiyoruz.
Pınar'ın bir arkadaşını daha görüyorum kuaförde. Hatta ikisi birden ful makyaj saçlar yapılmış.
Şaşırarak Pınar'a "Akşam nereye gidiyoruz kuzum" diyorum göz kırparak.
"Bir göz makyajı yap dedim kıza o da aldı gözümü çıkarttı " diyor bir yandan makyajını silerek.
"Aa sende yaptırsana saçlarını" diyor. "Yok be kuzum " diyorum uzaklaşıyorum yanından.
Bu sefer de Zeyno'ya sataşıyorum "hayırdır nereye" diye...
Liseden arkadaşlarla buluşucaz diyor....
Ohhh diyorum...
Arabaya biniyoruz.
Nereye gidiyoruz diyorum Pınar'a...
Orası mı burası mı diye düşünürken "tamam buldum bana bırak" diyor...
Dolanıp duruyoruz arabayla...Bu arada da Tuğba delisinin başlattığı bir akımı hayata geçiriyoruz...
Müziğin sesini sonuna kadar açıp şarkıya eşlik edip bir yandan da videoya çekmeye başlıyoruz.
Şarkılar da Ankara'nın bilmem nesi...sonra türk sanat müziği vs...
Ne eğleniyoruz...
Sonra da hop paylaşıyoruz whatsupta kurduğumuz grupla...
Ne geyikler ne geyikler...
Sonunda varıyoruz restauranta...
Arabadan tam inecekken o hafta işyerinden ayrılmış bir arkadaşımızı görüyorum cam kenarında.
Herhalde veda yemeği yaptılar kendi aralarında diyorum.
Neyse bir selam verip geçeriz yanlarından diyorum.
Restauranttan içeri girer girmez kapıda karşılıyor garsonlar bizi.
Rezervasyonunuz var mıydı diye?
Pınar hemen evet arkadaşlarımız orda bekliyor diyor ve ben daha neyin ne olduğunu anlamadan kolumdan tutup beni bekleyen masaya doğru götürüyor.
Bir sürü tanıdık yüz.
Ne işleri var burada diyorum.
İnanamıyorum ki...
Beni görünce hepsinin yüzünde kocaman bir gülümse...
Ben ise mutluluktan gözyaşları dökmekte...
Eşim , kardeşlerim ,çocukluk arkadaşlarım , işyerinden yıllarca önce ayrılmış iş arkadaşlarım , çalışma arkadaşlarım ,yöneticilerim , genel müdürümüz , emekli olmuş yöneticilerim bile hepsi bir arada...
Benim için.
Yalnız değilsin ,hep beraber atlatacağız diyor hepsi kocaman yürekleriyle...
Şükrediyorum...
Ben bu kadar insanı toplamak için ne yaptım ki diyorum...
İç sesim cevap veriyor...
Sevdin...
Hem de tüm içtenliğinle...
Güzel geceden ayrıca notlar,
- Hastalığımı öğrenmeden önce omuzlarımdaki saçımı kısaltsam mı kısaltmasam mı diye düşünüp duruyordum. Sonra hastalık gelince , galiba her kadının yapacağı gibi soluğu kuaförde aldım. Aklımdan kazıtmak geçse de ancak küt model yaptırmaya cesaret edebildim. Sonrasında ise 2 kere daha kuaföre gidip biraz daha kısalttım. İnstagramdan takip edenler görmüşlerdir beni :)Hatta hiç unutamam kuafördeki arkadaşla şu konuşma bile geçti.Saçlarımı keserken beni hem ağlarken hem de telefonla yazışırken görünce gülerek "Kiminle kavga ediyorsun" diye sordu...Bende hiç tahmin edemeyeceği ,hamile bir kadına konduramayacağı bir cevabı verdim..."HAYATLA"...."
- Bu organizasyonun benden habersiz planlandığı ve bu e-postaların patrona bile düştüğü o hafta patronum hastanede bana "Nuray ne şanlısın Pınar gibi bir dostun var " diyor. "Evet çok şanslıyım bu devirde çok nadir böyle insanlar" diyorum. "Ama sende çok sevilen bir kızmışsın onu anladım" diyor. "Nerden anladınız" diyorum. "Kaç gündür bir sürü e-mail dönüyor" diyor. Çakmıyorum bir şey.
- Yine o hafta genel müdürüm arıyor "Nasılsın" diye...Sonra da "Pınar bize öyle bir e-posta yollamış ki Nuray , kayıtsız kalmak mümkün değil ama özellikle de içinde sen olduğun için " diyor. Hoşuma gidiyor. Hemen Pınar'a bir mesaj atıyorum "arkamdan ne işler çeviriyorsun" diye."Ne biliyorsun onu söyle "diyor cevabında.Bende "sadece arkamdan işler çevirdiğini biliyorum " diyorum. "Tühhh ya ben onları tembihlemeyi unuttum" diyor üzülerek ama yine de kendini akıllı zanneden Nuray hiçbir şey çıkartamıyorum bu işten.
- Restauranta giderken yeni doğum yapmış bir arkadaşım arıyor. "N'olur kusura bakma gelemedik" diyor. Ben de "Asıl sen kusura bakma, kendi telaşıma düştüm bende gelemedim " diyorum. Kapatıyoruz. Sonra tekrar arıyor. Böyle şeyler söylenmez ama sana ulaşsın diye özellikle söylüyorum sana bir hediye yolladık diyor. Mahcup oluyorum.Ofise gitmiştir herhalde oradan aldırırım deyip teşekkür ediyorum...Hiç bir şey çakmıyorum.
- Restauranta vardığımıza cam kenarında gördüğüm arkadaşların telaşına düşmüşken ben asıl bombayı görememişim. Abim o sıra da kapıdaymış ve beni görünce yanıma gelmek istemiş ama Cadı Pınar onu hemen saklamış...Kendini çakal zanneden ben yine anlamıyorum.
- Bu arada kuaförde gördüğümüz hani lise arkadaşlarıyla buluşacağım diyen Pınar'ın arkadaşı Zeynep var ya o da beni bekleyenler arasındaydı :).... Tam tiyatrocu bunlar...
- O kadar kalabalığız ki benden sonra da sevdiklerim gelmeye devam ediyorlar. Gelenler bizim için rezervasyon yapılmış masalara sığmıyor artık. Ben ise o kalabalığı gördükçe ağlamak istiyorum. Bu arada masaya ilk geldiğimde sevinç gözyaşlarımı tutamadığımı ve kalabalığı gören meraklı garsonlardan biri arkadaşım sandığı ablama "Gelin hanım ağladığına göre bekarlığa veda partisi herhalde " diyor. Ablamda gülerek cevabı yapıştırıyor " Ne bekarlığa vedası görmüyor musun karnında bebek var" diyor...(Sosyete de böyle evlenmeler moda olsa da bize ters :)
- Ve son olarak ; Bana hiç belli etmeden tüm bu insanları bir araya getirmek için bu güzel geceyi organizasyon etmiş Pınar'ıma önce koca bir teşekkür sonrasında da bir fırça gitmezse olmazdı...
Biz seninle hep bir elmanın yarısı gibiydik.
Hep birbirimizi tamamladık.
Hep dürüst olduk.
Olaylar karşısında sen hep dimdik durdun ben ise gözyaşı dökerek.
Sen bana mantıkla düşünmeyi öğrettin ben ise sana duygularla...
Göremediğimiz, bakmasını bilmediğimiz pencereler açtık birbirimize.
Hem de ardına dek...
Sonra zamanla anladık ki,
Her zaman ya körü körüne mantık yada duygular mutlu etmiyormuş insanı.
Bu hayatta mutluluğa giden yolda , biraz mantık biraz duygu olmalıymış...
İşte o yüzden diyorum ya
Biz bir elmanın yarısıyız seninle.
Ve sen...
Coşkulu ,güçlü , koca yürekli ve bu devirde can dostum denilmeyi çoktan hak etmiş nadir insan...
Hep CAN DOSTUM kal...
12 Nisan 2014 Cumartesi
Rüya
Önceki yazılarımda anlatmıştım hani.
Hamile olduğumu haberine sadece ortanca ablam susarak karşılamıştı diye.
Nedenmiş biliyor musunuz?
Ablam o gece rüyasında , gökyüzünden bir ateş topunun yeryüzüne düştüğünü görüyor.
Merak ve korku içinde ateş parçasının düştüğü yere koşuyor ve görüyor ki bu ateş topu toprak içinde bir kuyu açmış.Yine merak içinde kuyunun içine baktığında ise yeni doğmuş bir bebeğin o kuyuda olduğunu görüyor.
O gecenin sabahında da ablama bebek haberi verdiğimde ablamın aklına hemen rüyası geliyor. Aklına kötü şeyler gelse de hayırlara çıksın inşallah diyerek kötü düşüncesini silmeye çalışıyor ama maalesef hamileliğimden bir kaç hafta sonra bu hastalık aynı rüyasındaki gibi evimize bir ateş parçası gibi düşüyor.
Ve umarım bu ateşin sonunda melek kızıma sağlıkla kavuşabilirim.
Hamile olduğumu haberine sadece ortanca ablam susarak karşılamıştı diye.
Nedenmiş biliyor musunuz?
Ablam o gece rüyasında , gökyüzünden bir ateş topunun yeryüzüne düştüğünü görüyor.
Merak ve korku içinde ateş parçasının düştüğü yere koşuyor ve görüyor ki bu ateş topu toprak içinde bir kuyu açmış.Yine merak içinde kuyunun içine baktığında ise yeni doğmuş bir bebeğin o kuyuda olduğunu görüyor.
O gecenin sabahında da ablama bebek haberi verdiğimde ablamın aklına hemen rüyası geliyor. Aklına kötü şeyler gelse de hayırlara çıksın inşallah diyerek kötü düşüncesini silmeye çalışıyor ama maalesef hamileliğimden bir kaç hafta sonra bu hastalık aynı rüyasındaki gibi evimize bir ateş parçası gibi düşüyor.
Ve umarım bu ateşin sonunda melek kızıma sağlıkla kavuşabilirim.
8 Nisan 2014 Salı
Yedi Kapı
İş yerinde haberi alan dostlar yanıma geliyorlar, uzakta olanlar ise telefonla teselli etmeye çalışıyorlar.
Bende, boğazımdaki düğümler müsaade ettikçe üşenmeden anlatmaya çalışıyorum herkese...
Anlattıkça rahatlıyorum sanki.
Masamda oturan bir beden var ama ruhum nerelerde bilemiyorum...
Telefonum çalıyor bir kere daha... Bu sefer arayan eşim...(Eşim bir ağaç geliştirme firmasında çalışıyor ve firma aynı zamanda daire içi kapı da yapıyor.)
"Müsait misin canım" diyor..
"Dinliyorum canım" diyorum.
"Sana bir şey anlatacağım ama inanamayacaksın" diyor.
"Hayırdır" diyorum merakla...
Ve başlıyor anlatmaya...
Bir yarım saat önce bir kadınla görüştüm, daha doğrusu işyerini aramış ama konuyu halledemeyince bana aktarmışlar diyor.
Daha ben alo demeden kaç yaşındasın evladım diye sordu. Bende 36 yaşındayım diyince daha çok gençmişsin evladım dedi. Bende sizin yaşınızı bilmediğim için genç miyim yaşlı mıyım bilmiyorum tabi dedim diyor.
Ben 55 yaşındayım oğlum ve kanser hastasıyım...diyince bir an irkildim diyor.
Belki de son günlerimi yaşıyorum oğlum,İzmir 'de yaşıyorum ve burada bir bayiniz var , oradan geçerken kapılarınızı gördüm çok beğendim ama durumumda olmadığı için sizi aradım belki bana yardımcı olursunuz dedi diyor.
Bende kaç tane kapıya ihtiyacınız var teyzeciğim diye sordum diyor.
7 KAPIYA oğlum diyor. Eşim tekrar duraklıyor.
Tamam teyzeciğim siz bana numaranızı verin , ben ne yapabilirim diye bir bakıp döneyim size dedim diyor.
Telefon numarasını verdi. Yazdım sonrada adınız neydi teyzeciğim diye sordum diyor...
Teyze cevap verdi...
Adım mı ? Adım Nuray evladım diyor..."
Şaka yapıyorsun diyorum eşime ağlayarak. O kadar etkisindeyim ki canım anca kendime gelebildim diyor.
Kanser hastası olduğumu öğrendiğim ilk günde bu kadar rastlantı...
Düğüm düğüm olan boğazıma koca bir düğüm daha ekleniyor derin düşüncelerle..
Kötü niyetli biri olsa bile , n'olur ara hemen teyzeyi ne istiyorsa verelim , yapalım diyorum ağlayarak.
Bin bir düşünceyle kapatıyorum telefonu...
Hıçkırıklarımı duyan Pınar'ım yanıma geliyor merakla...Omzuma dokunuyor.
Şimdi anlatamam Pınarım , anlatırsam büyüsü bozulur , nolur sorma diyorum ağlayarak...
2 Nisan 2014 Çarşamba
Kahrolmak
Çınar'ım...
Babaannesinden getiriyor babası. Evdeki kalabalığı, teyzelerini görünce çok mutlu oluyor.
Birde üstüne en sevdiği arkadaşı Osman gelmiş değmeyin keyfine...
Saatler ilerliyor herkes çıkıp gidiyor evine.
Ateş düşen evimizde ateş düşen yüreklerimizle kalıyoruz baş başa.
Çınar sanki hissetmiş gibi "Bu gece annemle yatıcam , babacım lütfen müsaade et annemle yatayım" diyor.
Nemli gözlerimiz buluşuyor eşimle. "Tamam oğlum, git annenle uyu bu gece" diyor.
Sarmaş dolaş yatıyoruz oğlumla.
Bir hikaye anlatıyorum Çınar'ıma. Tam gözleri kapanacakken ayağa kalkıyor ve bir öpücük konduruyor karnımdaki kardeşine.
Bir abi edasıyla diyor ki " Korkma kardeşim ben senin yanındayım"
O an yüreğim kanıyor...
Oğlum duymasın diye sessizce ağlarken uyumasını seyrediyorum küçük meleğimin...
Usulca kalkıyorum yataktan.Salona, diğer sevdiğim adamın yanına gidiyorum...
Sırf hafta sonumu rahat geçireyim diye benden sakladığı ama bu gerçekle tek başına mücadele ettiği koca 2 günün yorgunluğuyla uyuyakalmış koltukta...
Yüzüne dokunmak için eğildiğimde ise gözlerinden süzülmüş ama daha kurumamış yaşlarını görüyorum.
Bu hastalıkla beraber 17 yıldır tanıdığım,sevdiğim adamın belki de ilk defa gözyaşlarına dokunuyorum.
Kahroluyorum...
Babaannesinden getiriyor babası. Evdeki kalabalığı, teyzelerini görünce çok mutlu oluyor.
Birde üstüne en sevdiği arkadaşı Osman gelmiş değmeyin keyfine...
Saatler ilerliyor herkes çıkıp gidiyor evine.
Ateş düşen evimizde ateş düşen yüreklerimizle kalıyoruz baş başa.
Çınar sanki hissetmiş gibi "Bu gece annemle yatıcam , babacım lütfen müsaade et annemle yatayım" diyor.
Nemli gözlerimiz buluşuyor eşimle. "Tamam oğlum, git annenle uyu bu gece" diyor.
Sarmaş dolaş yatıyoruz oğlumla.
Bir hikaye anlatıyorum Çınar'ıma. Tam gözleri kapanacakken ayağa kalkıyor ve bir öpücük konduruyor karnımdaki kardeşine.
Bir abi edasıyla diyor ki " Korkma kardeşim ben senin yanındayım"
O an yüreğim kanıyor...
Oğlum duymasın diye sessizce ağlarken uyumasını seyrediyorum küçük meleğimin...
Usulca kalkıyorum yataktan.Salona, diğer sevdiğim adamın yanına gidiyorum...
Sırf hafta sonumu rahat geçireyim diye benden sakladığı ama bu gerçekle tek başına mücadele ettiği koca 2 günün yorgunluğuyla uyuyakalmış koltukta...
Yüzüne dokunmak için eğildiğimde ise gözlerinden süzülmüş ama daha kurumamış yaşlarını görüyorum.
Bu hastalıkla beraber 17 yıldır tanıdığım,sevdiğim adamın belki de ilk defa gözyaşlarına dokunuyorum.
Kahroluyorum...
1 Nisan 2014 Salı
Kabullenme
Arabamıza bindik.
Az önce duyduklarımı düşündükçe yüreğim daraldı.
Mememdeki masum sandığımız kitleyi en başından beri bilen,bana destek olan ablalarımı sonra da can dostum Esra'mı aradım.
Sanki hastalığımın adını sakladıkça patlayacak aksine söyledikçe rahatlayacakmışım gibi
Ben Meme Kanseri'yim diye ağlayarak haykırdım her telefonda...
Soluğu kadın doğum doktorumun yanında aldık. Küçük ablam , Pınar'ım hemen yanıma koştular.
Kadın doğumcum raporu görünce inanamadı. Güçlü olmaya çalıştı ama ağlamamak için zor tuttu kendini. Notunu alırken demek artık yaş 35 de değil her kitleye şüpheyle yaklaşmak gerek dedi iç çekerek.
Çıktık hastaneden...
Sevdiğim herkesi arayıp haykırmak istiyordum hastalığımı. İçimde tuttukça yüreğim daralıyordu.
Son 1 yıldır tanıdığım ama abla kardeşten farkımız olmayan Tuba ablamı aradım.
Adım gibi biliyordum o beni dualarıyla biraz daha hafifletecekti.
Tuba abla diyebildim sadece ağlayarak. "Yavrum n'oldu n'olur söyle" dese de boğazımdaki düğümlerin izin verdiği kadar konuşabildim.
"İnan size nazar değdi yavrum , bu bir sınav" dedi gözyaşlarını içine akıtarak.
Çınar...
Yavrum...
Canımın içi...
Hep gözümün önündeydi ama nedense onun hakkında konuşmak istemiyordum.Onun adı geçtikçe yüreğime bıçaklar saplanıyordu. Gözyaşlarımı tutamıyordum.
(Bu hastalıkla beraber anne olmanın bambaşka korkular olduğunu bir kere daha anladım.)
Evimize geldik. Küçük ablamda bizimleydi zaten. Ağlamaktan kızarmış burnu ve gözleriyle çaresizce evime koşan büyük ablam gözlerimin içine bakıyordu.
Ben ise şimdilik gözyaşlarımı içime akıtıyordum.
Kardeşim de öte can dostum Esra'm,
2 küçük meleği ve yine çok sevdiğim eşi Ahmet'le evimizde aldılar soluğu.
Nefessiz kalmıştım ya hani bir nefes oluyorlar canıma.
Küçük ablamın aklına bioenerji ile uğraşan arkadaşını aramak geliyor ve yüreğimize ateş gibi düşen hastalıktan bahsediyor.
Meme kanserinin daha çok anaç insanlarda görüldüğünü söylese de şu sorusu ablamla gözlerimizin buluşmasına neden oluyor...
Nuray'ın yakın bir geçmişte derinden üzüldüğü ya da çok öfkelendiği bir durum mu oldu ?
Az önce duyduklarımı düşündükçe yüreğim daraldı.
Mememdeki masum sandığımız kitleyi en başından beri bilen,bana destek olan ablalarımı sonra da can dostum Esra'mı aradım.
Sanki hastalığımın adını sakladıkça patlayacak aksine söyledikçe rahatlayacakmışım gibi
Ben Meme Kanseri'yim diye ağlayarak haykırdım her telefonda...
Soluğu kadın doğum doktorumun yanında aldık. Küçük ablam , Pınar'ım hemen yanıma koştular.
Kadın doğumcum raporu görünce inanamadı. Güçlü olmaya çalıştı ama ağlamamak için zor tuttu kendini. Notunu alırken demek artık yaş 35 de değil her kitleye şüpheyle yaklaşmak gerek dedi iç çekerek.
Çıktık hastaneden...
Sevdiğim herkesi arayıp haykırmak istiyordum hastalığımı. İçimde tuttukça yüreğim daralıyordu.
Son 1 yıldır tanıdığım ama abla kardeşten farkımız olmayan Tuba ablamı aradım.
Adım gibi biliyordum o beni dualarıyla biraz daha hafifletecekti.
Tuba abla diyebildim sadece ağlayarak. "Yavrum n'oldu n'olur söyle" dese de boğazımdaki düğümlerin izin verdiği kadar konuşabildim.
"İnan size nazar değdi yavrum , bu bir sınav" dedi gözyaşlarını içine akıtarak.
Çınar...
Yavrum...
Canımın içi...
Hep gözümün önündeydi ama nedense onun hakkında konuşmak istemiyordum.Onun adı geçtikçe yüreğime bıçaklar saplanıyordu. Gözyaşlarımı tutamıyordum.
(Bu hastalıkla beraber anne olmanın bambaşka korkular olduğunu bir kere daha anladım.)
Evimize geldik. Küçük ablamda bizimleydi zaten. Ağlamaktan kızarmış burnu ve gözleriyle çaresizce evime koşan büyük ablam gözlerimin içine bakıyordu.
Ben ise şimdilik gözyaşlarımı içime akıtıyordum.
Kardeşim de öte can dostum Esra'm,
2 küçük meleği ve yine çok sevdiğim eşi Ahmet'le evimizde aldılar soluğu.
Nefessiz kalmıştım ya hani bir nefes oluyorlar canıma.
Küçük ablamın aklına bioenerji ile uğraşan arkadaşını aramak geliyor ve yüreğimize ateş gibi düşen hastalıktan bahsediyor.
Meme kanserinin daha çok anaç insanlarda görüldüğünü söylese de şu sorusu ablamla gözlerimizin buluşmasına neden oluyor...
Nuray'ın yakın bir geçmişte derinden üzüldüğü ya da çok öfkelendiği bir durum mu oldu ?
Yol Ayrımı
Eşim,ben ve karnımdaki 19 haftalık (hiç bir şeyden habersiz belki de her şeyden haber ) meleğim çıktık Nalan ablanın odasından...
Ama o andan itibaren niyeyse elim karnıma gidemez oldu.
Çınar'ım 3 yaşındaki canım oğlum gözümün önünde canlanıverdi o an...
"Annecim ya ben n'olcam " diye seslendi sanki bana.
İçimden usulca kızımdan, meleğimden binlerce özür dileyerek sonra da Allah'a yalvararak
"Allah'ım bana bu emanet canı gönderdin ama belki de benim canımı almamak için, hayattaki diğer meleğime kalayım diye gönderdin" dedim.
Eşimde sessizce benim kararımı bekliyordu.
"Canım dedim ben kararımı verdim.2 si de benim yavrum ama biri hayatta diğeri karnımda. Hayattaki yavrum için karnımdaki meleğimden vazgeçiyorum" dedim acıyla...
"Aynı şeyi düşünüyorum canım" dedi .Bu bir imtihan...
"Karnındaki bu MELEK'te bize Allah tarafından bu hastalığı haber vermek için gönderildi"dedi büyük bir metanetle...Ne mutlu ki bize "Allah'ın sevdiği kullardanmışsın" dedi.
Taş oturan yüreğime binlerce kanat takıldı sanki o an. Allah'ı , sınavımı , yaşadıklarımı düşündükçe hafifledi yüreğim.
Tekrar gittik Nalan ablanın yanına ve Nalan ablaya karar verdiğimizi söylediğimizde " Bende sizin gibi düşünmüştüm , öyleyse cumartesi günü ameliyat için bekliyorum sizi " dedi.
Ama o andan itibaren niyeyse elim karnıma gidemez oldu.
Çınar'ım 3 yaşındaki canım oğlum gözümün önünde canlanıverdi o an...
"Annecim ya ben n'olcam " diye seslendi sanki bana.
İçimden usulca kızımdan, meleğimden binlerce özür dileyerek sonra da Allah'a yalvararak
"Allah'ım bana bu emanet canı gönderdin ama belki de benim canımı almamak için, hayattaki diğer meleğime kalayım diye gönderdin" dedim.
Eşimde sessizce benim kararımı bekliyordu.
"Canım dedim ben kararımı verdim.2 si de benim yavrum ama biri hayatta diğeri karnımda. Hayattaki yavrum için karnımdaki meleğimden vazgeçiyorum" dedim acıyla...
"Aynı şeyi düşünüyorum canım" dedi .Bu bir imtihan...
"Karnındaki bu MELEK'te bize Allah tarafından bu hastalığı haber vermek için gönderildi"dedi büyük bir metanetle...Ne mutlu ki bize "Allah'ın sevdiği kullardanmışsın" dedi.
Taş oturan yüreğime binlerce kanat takıldı sanki o an. Allah'ı , sınavımı , yaşadıklarımı düşündükçe hafifledi yüreğim.
Tekrar gittik Nalan ablanın yanına ve Nalan ablaya karar verdiğimizi söylediğimizde " Bende sizin gibi düşünmüştüm , öyleyse cumartesi günü ameliyat için bekliyorum sizi " dedi.
31 Mart 2014 Pazartesi
Yüzleşme
"Hafta sonu çok düşündüm,sana nasıl söylesem diye çok prova yaptım" diye başladı Nalan abla.
Güçlüymüş gibi dinledim Dr. Nalan ablayı.
Boğazım düğümlendikçe arada koy verdim gözyaşlarımı.
Sonra sabret dedim kendi kendime. Bu bir kabustur belki dedim...Yada kötü bir şaka.
Adını söyleyemiyor hastalığımın ama memedeki kitleyi bir an önce almamız gerekiyor diyor.
Çok gençsin , hücrelerin fıkır fıkır kaynıyor diyor.
Büyük bir sakinlikle "Tamam alalım Nalan abla" diyorum.
"Ama" diyor beni korkutan memedeki kitle değil , koltukaltına sıçramış olması""
"Tamam diyorum orayı da temizleyelim"
"Ama orayı komple temizlersem kolunu hem de sağ kolunu çok rahat kullanamazsın" diyor.
Nasıl yani diye düşünmeden edemiyorum.
Daha ben sormadan "Bir bezi sıkamaz , bir kavanozun kapağını da açamayabilirsin,ama yazık değil mi daha çok genç hem de bir annesin" diyor.
Haklısın deyip susuyorum.
"Diğer seçenek ne peki?" diye soruyor eşim...
Koltukaltındaki sadece kötü hücreleri temizlemem için bir ilaç kullanmam gerekli ve bu ilaçta bebeğe ne kadar zarar verir kestiremiyorum diyor. Ama oksijensiz kalma ihtimali çok yüksek diyor.
Tutamıyorum gözyaşlarımı.
Hem de daha yeni yeni tekmeleriyle varlığını hissettirmeye başlamışken kızım...Ondan vazgeçmek...
İliklerime kadar Allah'ım sen bana güç ver diye yalvarıyorum...
Bir düşünün bir karar verin diyor ama arkasından da hüzünle ekliyor
"Nuray'cım çok üzgünüm ki piyango sana çıktı..."
Güçlüymüş gibi dinledim Dr. Nalan ablayı.
Boğazım düğümlendikçe arada koy verdim gözyaşlarımı.
Sonra sabret dedim kendi kendime. Bu bir kabustur belki dedim...Yada kötü bir şaka.
Adını söyleyemiyor hastalığımın ama memedeki kitleyi bir an önce almamız gerekiyor diyor.
Çok gençsin , hücrelerin fıkır fıkır kaynıyor diyor.
Büyük bir sakinlikle "Tamam alalım Nalan abla" diyorum.
"Ama" diyor beni korkutan memedeki kitle değil , koltukaltına sıçramış olması""
"Tamam diyorum orayı da temizleyelim"
"Ama orayı komple temizlersem kolunu hem de sağ kolunu çok rahat kullanamazsın" diyor.
Nasıl yani diye düşünmeden edemiyorum.
Daha ben sormadan "Bir bezi sıkamaz , bir kavanozun kapağını da açamayabilirsin,ama yazık değil mi daha çok genç hem de bir annesin" diyor.
Haklısın deyip susuyorum.
"Diğer seçenek ne peki?" diye soruyor eşim...
Koltukaltındaki sadece kötü hücreleri temizlemem için bir ilaç kullanmam gerekli ve bu ilaçta bebeğe ne kadar zarar verir kestiremiyorum diyor. Ama oksijensiz kalma ihtimali çok yüksek diyor.
Tutamıyorum gözyaşlarımı.
Hem de daha yeni yeni tekmeleriyle varlığını hissettirmeye başlamışken kızım...Ondan vazgeçmek...
İliklerime kadar Allah'ım sen bana güç ver diye yalvarıyorum...
Bir düşünün bir karar verin diyor ama arkasından da hüzünle ekliyor
"Nuray'cım çok üzgünüm ki piyango sana çıktı..."
.............
Pazartesi öğle saatine yakın eşimden bir mesaj geliyor ...
"Öğlen beraber yemek yiyelim mi" diye?
Bende şakayla cevap veriyorum "canım senden bana bir mesaj geldi ama yanlışlıkla bana yolladın herhalde" diye takılıyorum.( Böyle şakaları da hiç sevmem esasında ama normalde iş saatlerinde %99 Avrupa yakasında olduğu için öyle düşünüyorum herhalde )
"Yooo mesaj doğru yere gitti" diye cevap veriyor. "Ok o zaman benim mekana geliyorsun yemekler benden"diyorum.
Randevulaşıyoruz 15 dk sonrası için.
10 dk sonra eşim arıyor canım ben aşağıda seni bekliyorum diye.
Tamam canım çıkıyorum şimdi deyip tam kapatacakken eşim "Müdüründen öğleden sonrası içinde izin alır mısın?"diyor .
Bir duraksıyor , anlamıyorum önce.
Neden ki diyorum ?
"Nalan abla'nın yanına gidip konuşmamız gerek" diyor.
Nefesim kesiliyor ama bir yandan da gözyaşlarım akıp gidiyor...
Bir anda sağ omzumdaki melek dile geliyor "Dur sakin ol , daha bir şey yok ortada" diyor ama sol omzumdaki melekte "O zaman Dr.Nalan ablanın yanına niye gidiyorsun" diye fişekliyor.
Ağlaya ağlaya biniyorum arabaya.
Eşim hala büyük bir soğukkanlıkla "Yemeğe nereye gidiyoruz" diyor ama o an onu boğazlamak geliyor içimden.
"Bir an önce hastaneye gidelim n'olur" diyorum büyük bir üzüntüyle.
Sonra da cuma günkü laboratuvardaki dr ile konuşmam geliyor aklıma ve
"Sen biliyordun dimi, cuma günü çıktı sonuçlar dimi" diye bağırdığımı hatırlıyorum hayal meyal.
Tıpkı bir karlı dağ gibi sessizce bakıyor bana sevdiğim adam.
"Öğlen beraber yemek yiyelim mi" diye?
Bende şakayla cevap veriyorum "canım senden bana bir mesaj geldi ama yanlışlıkla bana yolladın herhalde" diye takılıyorum.( Böyle şakaları da hiç sevmem esasında ama normalde iş saatlerinde %99 Avrupa yakasında olduğu için öyle düşünüyorum herhalde )
"Yooo mesaj doğru yere gitti" diye cevap veriyor. "Ok o zaman benim mekana geliyorsun yemekler benden"diyorum.
Randevulaşıyoruz 15 dk sonrası için.
10 dk sonra eşim arıyor canım ben aşağıda seni bekliyorum diye.
Tamam canım çıkıyorum şimdi deyip tam kapatacakken eşim "Müdüründen öğleden sonrası içinde izin alır mısın?"diyor .
Bir duraksıyor , anlamıyorum önce.
Neden ki diyorum ?
"Nalan abla'nın yanına gidip konuşmamız gerek" diyor.
Nefesim kesiliyor ama bir yandan da gözyaşlarım akıp gidiyor...
Bir anda sağ omzumdaki melek dile geliyor "Dur sakin ol , daha bir şey yok ortada" diyor ama sol omzumdaki melekte "O zaman Dr.Nalan ablanın yanına niye gidiyorsun" diye fişekliyor.
Ağlaya ağlaya biniyorum arabaya.
Eşim hala büyük bir soğukkanlıkla "Yemeğe nereye gidiyoruz" diyor ama o an onu boğazlamak geliyor içimden.
"Bir an önce hastaneye gidelim n'olur" diyorum büyük bir üzüntüyle.
Sonra da cuma günkü laboratuvardaki dr ile konuşmam geliyor aklıma ve
"Sen biliyordun dimi, cuma günü çıktı sonuçlar dimi" diye bağırdığımı hatırlıyorum hayal meyal.
Tıpkı bir karlı dağ gibi sessizce bakıyor bana sevdiğim adam.
30 Mart 2014 Pazar
Hayat
Pazartesi sabahı...
O kadar etkilenmişim ki Hayat Nur hocadan. Pınar'a anlatıyorum heyecanla dinlediğim hikayeleri.
Hatta Pınar'a diyorum ki "Pınar acaba kızımızın adı Hayat mı olsa" diyorum. Pınar'ımda bayılıyor bu isme "Hayat"...
Saat 10.00 gibi eşim arıyor...
Her zaman ki sabah görüşmemizi yapıyoruz, kapatmamıza yakın " Nuray'cım ben Nalan ablayla konuşmak istiyorum , sormak istediğim bazı şeyler var" diyor.Bende çok bilmiş bir tavırla "Canım ne soracaksan bana sorabilirsin , eğer kötü bir şey çıkarsa n'olcak diye merak ettiysen ben sana söyleyeyim" diyorum.
Eşimde büyük bir sakinlikle "Yok ben Nalan abladan duymak istiyorum" diyor.
Bende bunun üzerine "Ara sor canım o zaman, daha sonuç çıkmadı ki zaten beni niye kuşkulandırıyorsun" diyorum. Bir hışımla kapatıyorum.
Sonra da Pınar'a "Daha sonuç yok ortada bu Seyit niye böyle yapıyor" diye söyleniyorum ama bir yandan da "Ahhh bu erkekler...En iyisi bile azıcık düşüncesiz olabiliyormuş" diye kıkırdamadan edemiyoruz.
O kadar etkilenmişim ki Hayat Nur hocadan. Pınar'a anlatıyorum heyecanla dinlediğim hikayeleri.
Hatta Pınar'a diyorum ki "Pınar acaba kızımızın adı Hayat mı olsa" diyorum. Pınar'ımda bayılıyor bu isme "Hayat"...
Saat 10.00 gibi eşim arıyor...
Her zaman ki sabah görüşmemizi yapıyoruz, kapatmamıza yakın " Nuray'cım ben Nalan ablayla konuşmak istiyorum , sormak istediğim bazı şeyler var" diyor.Bende çok bilmiş bir tavırla "Canım ne soracaksan bana sorabilirsin , eğer kötü bir şey çıkarsa n'olcak diye merak ettiysen ben sana söyleyeyim" diyorum.
Eşimde büyük bir sakinlikle "Yok ben Nalan abladan duymak istiyorum" diyor.
Bende bunun üzerine "Ara sor canım o zaman, daha sonuç çıkmadı ki zaten beni niye kuşkulandırıyorsun" diyorum. Bir hışımla kapatıyorum.
Sonra da Pınar'a "Daha sonuç yok ortada bu Seyit niye böyle yapıyor" diye söyleniyorum ama bir yandan da "Ahhh bu erkekler...En iyisi bile azıcık düşüncesiz olabiliyormuş" diye kıkırdamadan edemiyoruz.
Hangi Laboratuvar Merkeziydi ki bu?
İşyerindeyim saatin farkında bile değilim. Saate bakıyorum saat 16.00
Hemen eşimi arıyorum "Canım laboratuvar merkezini aradın mı?" diye. "Arayacağım birazdan canım" diyor.
Ok bana da haber ver diyor kapatıyorum telefonu.
Saat 16.20... Tekrar arıyorum eşimi , n'oldu aradın mı diye ?
"Hım evet aradım canım daha çıkmamış sonuçlar" diyor.Nasıl yani diyorum ? "Hani çıkacaktı madem çıkmayacaktı neden cuma günü veririz dediler" diye sinirleniyorum.
Bu arada kendime de kızıyorum.
Hay Allah'ım normalde ben meraklı Nuray "Dr Nalan ablanın elime tutuşturduğu karta ait laboratuvarın adını ve tel numarasını yazmış olmam lazım ama yazmamışım işte.
"Canım sen versene bana şu laboratuvar merkezinin numarasını" diyorum ama eşim "canım kart arabada kalmış bekle birazdan arayıp söyleyeceğim" sana diyor.
Ama ben bu arada boş durmuyorum tabi. Hemen google amcaya girip Şişli'deki laboratuvar merkezlerini taratıyorum, hani belki isimlerden biri tanıdık gelir diye ama nerde...
Küçük görümcemi arıyorum belki o bilir diye yok o da bilmiyor.
Birden aklıma Nalan ablayı aramak geliyor Tamam şimdi alırım ondan numarasını diyorum ama 2 kere çalıyor ve kapanıyor telefonu.(Hatta kıkır kıkır gülüyorum telefonun kapanmasına .Çünkü telefonun çalması büyük bir olay zaten)
Eşimi arıyorum teli meşgul.(Kuşkulanmıyorum değil hani)
Sonra o arıyor beni veriyor telefon numarasını.Alıyorum numarayı ama fırçamı çekmeden de alıkoymuyorum kendimi. Kiminle konuşuyordun diye ?
Bir hışımla laboratuvarı arıyorum. Sekreter kız çıkıyor ismimi söyleyerek patoloji sonucumu öğrenmek istiyorum diyorum. Henüz çıkmadı diyor. Başlıyorum onu da fırçalamaya. Sonunda isterseniz ilgili doktorla görüşteyim sizi diyor , "lütfen" diyorum.
Doktor büyük bir sakinlikle "öncelikle geçmiş olsun ama patoloji sonucunuz henüz çıkmadı. Nalan hanımın akrabası olduğunuz için özel bir çalışma yapıyoruz" diyor ikna oluyorum nedense.
Bir yandan da eşim için Pınar'a söyleniyorum.
İşte ben istediğimde niye vermez ki numarayı beni de böyle kuşkulandırıyor diye.
Pınar da "Canım böyle bir şeyi senden niye saklasın ki, saklasa eline ne geçecek" diyor
"Bugün cuma ya diyorum hafta sonunu rahat geçireyim diye söylememezlik yapar o diyorum" ama bir yandan da patoloji sonucunun çıkmadığına inanıyorum tüm saflığımla...
Hemen eşimi arıyorum "Canım laboratuvar merkezini aradın mı?" diye. "Arayacağım birazdan canım" diyor.
Ok bana da haber ver diyor kapatıyorum telefonu.
Saat 16.20... Tekrar arıyorum eşimi , n'oldu aradın mı diye ?
"Hım evet aradım canım daha çıkmamış sonuçlar" diyor.Nasıl yani diyorum ? "Hani çıkacaktı madem çıkmayacaktı neden cuma günü veririz dediler" diye sinirleniyorum.
Bu arada kendime de kızıyorum.
Hay Allah'ım normalde ben meraklı Nuray "Dr Nalan ablanın elime tutuşturduğu karta ait laboratuvarın adını ve tel numarasını yazmış olmam lazım ama yazmamışım işte.
"Canım sen versene bana şu laboratuvar merkezinin numarasını" diyorum ama eşim "canım kart arabada kalmış bekle birazdan arayıp söyleyeceğim" sana diyor.
Ama ben bu arada boş durmuyorum tabi. Hemen google amcaya girip Şişli'deki laboratuvar merkezlerini taratıyorum, hani belki isimlerden biri tanıdık gelir diye ama nerde...
Küçük görümcemi arıyorum belki o bilir diye yok o da bilmiyor.
Birden aklıma Nalan ablayı aramak geliyor Tamam şimdi alırım ondan numarasını diyorum ama 2 kere çalıyor ve kapanıyor telefonu.(Hatta kıkır kıkır gülüyorum telefonun kapanmasına .Çünkü telefonun çalması büyük bir olay zaten)
Eşimi arıyorum teli meşgul.(Kuşkulanmıyorum değil hani)
Sonra o arıyor beni veriyor telefon numarasını.Alıyorum numarayı ama fırçamı çekmeden de alıkoymuyorum kendimi. Kiminle konuşuyordun diye ?
Bir hışımla laboratuvarı arıyorum. Sekreter kız çıkıyor ismimi söyleyerek patoloji sonucumu öğrenmek istiyorum diyorum. Henüz çıkmadı diyor. Başlıyorum onu da fırçalamaya. Sonunda isterseniz ilgili doktorla görüşteyim sizi diyor , "lütfen" diyorum.
Doktor büyük bir sakinlikle "öncelikle geçmiş olsun ama patoloji sonucunuz henüz çıkmadı. Nalan hanımın akrabası olduğunuz için özel bir çalışma yapıyoruz" diyor ikna oluyorum nedense.
Bir yandan da eşim için Pınar'a söyleniyorum.
İşte ben istediğimde niye vermez ki numarayı beni de böyle kuşkulandırıyor diye.
Pınar da "Canım böyle bir şeyi senden niye saklasın ki, saklasa eline ne geçecek" diyor
"Bugün cuma ya diyorum hafta sonunu rahat geçireyim diye söylememezlik yapar o diyorum" ama bir yandan da patoloji sonucunun çıkmadığına inanıyorum tüm saflığımla...
29 Mart 2014 Cumartesi
Hayatta Hiç Birşey Tesadüf Değilmiş...
Kızım için ufak tefek alışverişe başladım bile.
Oğlumun küçülen elbiselerini de 2.bebekte belki erkek olur diye saklamıştım ama şimdi kızımız geliyor ya büyük bir hevesle mavi, gri, lacivert elbiseleri bir arkadaşımın oğlu için bir kenara ayırıyorum.
Bir yandan oğlumun doğuştan alerjisi için tahliller yaptırma zamanı gelmiş.
Ve 3 yaşındaki oğlum, kolundan kan alınmasını tıpkı büyük bir insan gibi bir damla gözyaşı dökmeden sadece meraklı gözlerle seyrediyor. Gurur duyuyoruz eşimle.
Günler geçiyor ve bu süre zarfında büyük bir hevesle belki bu sefer geçmiştir diye umut ediyoruz.
Tahlil sonuçlarının çıkacağı gün ve saat geliyor :) Bendeki heyecanı ise hiç sormayın , sanki üniversite sınav sonucu açıklanmış Çınar'ın.
Ama değerler yine yüksek...
Olsun buna da şükür Allah dermansız dert vermesin...
Mememdeki kist ise hala elime gelmeye devam ediyor.
Bir sonraki rutin kontrolümde gösterecektim ya unutuyorum göstermeyi. Doktorumda unutuyor , sormuyor.
O hafta can dostum Pınar'ın annesi boğazındaki tiroitlerden ameliyat olması gerekiyor.
Bir cerrah arayışında...
Benimde aklıma gelmiyor hiç bizim akraba cerrah Nalan abla...
Pınar bir gün işyerinde " Nuray,annemin ameliyatını sizin akraba cerrah yapar mı?" diye soruyor.
"Niye yapmasın ki konuşalım bi " diyorum.
Nitekim de Serpil teyzenin ameliyatını Nalan abla yapıyor.
Bir gün işyerinde Pınar'la "Serpil teyze nasıl var mı ağrısı sızısı" diye konuşurken "Aaa benim şu memedeki kitleyi de Nalan Abla'ya göstereyim bir ara" diyorum ama sonra niyeyse unutuyorum.
Çınar'ın alerjisinden dolayı kullandığı özel sütü için devlet ile anlaşması olan bir hastaneden rapor çıkarmamız gerek. Tam 3 kere randevu alıyorum ama her birine başka sebeplerden dolayı gidemiyoruz.
En sonunda bir cumartesi sabahı erkenden randevuya yetişiyoruz. Rapor çıkarma işlemlerini hallederken aklıma birden Nalan abla geliyor. Nalan ablayı arıyorum "1 saate kadar daha hastanedeyim yetişebilirsen gel" diyor.Raporumuza da çıkartmışız zaten atlıyoruz gidiyoruz Nalan ablanın hastanesine.
Nalan abla eliyle muayene ediyor bir şey var ama hamilelikten dolayı olması gayet normal.
Ama yine de içimiz rahat etsin bir ultrasonla bakalım diyor.Radyolog çıkmış salı gününe randevu alıyoruz.
İşyerinden izin alıyorum ve o gün eşimle beraber radyolog randevumuza gidiyoruz.Radyolog doktoru
raporu elimize tutuşturduğu gibi soluğu Nalan abla'da alıyoruz almasına ama...
28 Mart 2014 Cuma
Ne Güzel Bir Haber
Evet hamileydim...
Ama onun varlığını bilmeden aldığım bazı ilaçların yan etkilerini düşünerek sevinmekten öte üzülerek ve düşünerek geçen 2 koca günden sonra kadın doğum doktorumla buluşabildik.
Aklımızdaki deli soruların olumlu cevaplarını alıp ultrasonla bebeğime ilk merhaba dediğimiz o çoktan bir kese içine girmiş ve minik kalbi atmaya başlamıştı. Bebeğimiz ben farketmeden 7 haftalık bile olmuştu.
Ona hiç bir zarar vermemiş olmanın mutluluğuyla anca o gün sevinebilmiştik bebeğimizin varlığına...
Şimdi sıra geldi bu güzel haberi sevdiklerimizle paylaşmaya...En sevdiğim kısım. Çatlıyorum bir an önce haber vermek için.
Eşimin tarafında 4 tane erkek torun...
Hamile olduğumu duyunca zilleri takan kayınvalidem,iki ablası ve diğer kuzenleri " sonunda kızımız geliyor" demeye başladılar bile...
Bu haberi bir tek ortanca ablam sessizce karşıladı. Sonrasında toparlamaya çalışsada o gece gördüğü rüya beni biraz düşündürdü ama ne de olsa rüyaydı.
Ama onun varlığını bilmeden aldığım bazı ilaçların yan etkilerini düşünerek sevinmekten öte üzülerek ve düşünerek geçen 2 koca günden sonra kadın doğum doktorumla buluşabildik.
Aklımızdaki deli soruların olumlu cevaplarını alıp ultrasonla bebeğime ilk merhaba dediğimiz o çoktan bir kese içine girmiş ve minik kalbi atmaya başlamıştı. Bebeğimiz ben farketmeden 7 haftalık bile olmuştu.
Ona hiç bir zarar vermemiş olmanın mutluluğuyla anca o gün sevinebilmiştik bebeğimizin varlığına...
Şimdi sıra geldi bu güzel haberi sevdiklerimizle paylaşmaya...En sevdiğim kısım. Çatlıyorum bir an önce haber vermek için.
Eşimin tarafında 4 tane erkek torun...
Hamile olduğumu duyunca zilleri takan kayınvalidem,iki ablası ve diğer kuzenleri " sonunda kızımız geliyor" demeye başladılar bile...
Bu haberi bir tek ortanca ablam sessizce karşıladı. Sonrasında toparlamaya çalışsada o gece gördüğü rüya beni biraz düşündürdü ama ne de olsa rüyaydı.
27 Mart 2014 Perşembe
Mecburen...
Son günlerde işyerinde yaşadığım bazı sıkıntılar beni iyice bunaltmıştı. Çocukken eğlenerek dinlediğim şarkıyı son bir senedir, mecburiyet hissini iliklerime kadar yaşayarak dinlemeye başlamıştım.
Erken kalkmak mecburen
İşe Gitmek mecburen
Eve dönmek mecburen
Mecburiyetten...
Ama bu arada hayatın bana ve aileme çok güzel bir sürpriz hazırladığını nerden bilebilirdim ki...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







