1hayat3melek / instagram
Resim kaynak : www.joojoo.me
minnet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
minnet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2015 Çarşamba

Selam


Çok uzun zamandır yazmıyorum biliyorum ama instagram aktif olarak devam ediyor…
Hala bloguma bakanlar , okuyanlar oluyor diye bir ses vermek istedim sadece.

Beni merak edenler için şükürler olsun ki aktif tedavim bitti ve 5 sene boyunca sabıkalıyım yani kontrol altındayım.3 ayda bir yüreğim ağzıma gelerek kontrollerimi yaptırıyorum.

Saçlarıma gelince , Saçlarım epey uzamıştı ama geçtiğimiz hafta tekrar bu halime döndüm.
Saçlarımı Türkiye’de ilk defa çekilen ve bir çok kadına umut olacak bir belgesel filmi için 6 kadınla beraber tekrar kazıttım. Ters giden bir şeyler olmaz ise belgesel filmimiz haziran ayında film festivalleri ile gösterime girecek. :)

Bloguma yazmaya gelince sene başından beri çalışma hayatıma geri döndüm. 
2 Çocuk annesi çalışan bir kadının aynı zamanda “ Meme Kanseri Farkındalık” projelerini de devam ettirmesiyle birlikte bloğuma çok vakit harcayamıyorum maalesef.
Ama bu yazmıycam anlamına gelmiyor tabi ki…Yaşadıklarımı yazıp saklamaya devam ediyorum. Ne zaman hayata geçer bilmiyorum ama bir kitap için kollarımı sıvadım.

Bu zorlu süreçte yanımda olduğunuz için ise binlerce kez teşekkürlerimle...


" Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin.    Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. "
Konfüçyüs






16 Nisan 2014 Çarşamba

Sağlık Sigortası

"Allah hayr etsin derler , Allah zaten hayır ediyor da sen şer bakıyorsun!..."
 
Eşimin bana patoloji sonucuyla ilgili doktora gitmemizi gerektiği söylediği kara gün...

Sadece 2 saat önce...

Çalıştığım şirket tarafından yapılmış olan sağlık sigortasıyla ilgili insan kaynakları departmanından bir bilgilendirme mesajı alıyorum.

" Geçen sene yapılan sağlık sigortası anlaşmamızda yatarak tedavilerimiz % 90 kapsamındaydı fakat 01.01.2014 tarihinden itibaren % 100 olarak karşılanacaktır."
 
Bu yani ne demek?
 
Türkiye'nin en iyi hastanelerinden biri olan Acıbadem hastanelerinde bir ameliyat olmanız gerektiğinde hiç para ödemenize gerek kalmayacak demek.

Daha hiç bir şey den haberim olmayan ben, bu mesajı görünce "sağlık bu ne olacağımız hiç belli olmaz " diyerek bir oh çekiyorum.
 
Sonra da sadece 2 saat sonra da bu hastalığımla yüzleşiyorum.

Evet bu hastalık bana geldi ama inanın gelirken de beraberinde bir sürü güzellik , bir sürü kapı , bir sürü dua  ve bir sürü dost getirdi.
 
Şimdi benim şükretme zamanım değilse ne zaman?

14 Nisan 2014 Pazartesi

Süpriz...


"Allah sana sıkıntı, bela vermişse tefekkür et.
Bu yanına yaklaştırmak istediği dostlarına uzattığı bir merdivendir."
 
Hastalığımı, ameliyatımı duyar duymaz hemen bir uçak biletini ayarlayıp sırf benim için Antalya'dan gelen bir dost...
Tuğba'm...

Geçmişiz mi?
Sadece 8 ay.

Heyetten çıkacak kararı beklerken beni yalnız bırakmayan iki can dostum Pınar ve Tuğba...
O cumartesi günü sabahtan kaçırıyorlar beni.
İlk önce bir cilt bakıma sonra ise yemek yemeye.
Sonra da versin elini fokur fokur dedikodu kazanı...

"Akşamda kız kıza bir şeyler yapsak ya" diyorlar.Bende eşimi ve oğlumu düşünerek "Çok isterim ama sabahtan beri beraberiz , Seyit bu işe ne der bilmiyorum" diyorum.

Pınar'ım hemen atlıyor "ben konuşurum"

Arıyor "Seyit biz Nuray'ı kaçırıyoruz ama kaçırmadan önce de izin alalım dedik akşam da Nuray'la beraber bir yemek yiyelim hatta Nuray'ı pavyona mı götürsek mi acaba diye düşünmüyor değiliz" diye kıkırdıyor.

Sonra Eşim beni istiyor telefona ,
"Neden sen konuşmuyorsun benimle diyor ?" sevimli bir fırçayla...

"Sabahtan beri dışardayım ya canım yüzüm yok söylemeye" diyorum bende.

"Nasıl mutlu oluyorsan canım , bizi merak etme sen biz iyiyiz, hadi bak keyfine iyi eğlenceler" diyor.

Bir kere daha mutlu oluyorum bir kere daha şükrediyorum Allah'a bu adamı sevdim diye...


Pınar tutturuyor "Benim yarın önemli bir görüşmem var kuaföre gitmem gerek" diye.
Sizde gelin diyor ama "ben daha 2 gün önce buradaydım bir daha sokma beni buraya" diye hemen yan çiziyorum.

Bizde Tuğba'mla civardaki bir dükkanda girip alışveriş yapıp Pınar'ı almaya gidiyoruz.

Pınar'ın bir arkadaşını daha görüyorum kuaförde. Hatta ikisi birden ful makyaj saçlar yapılmış.

Şaşırarak Pınar'a "Akşam nereye gidiyoruz kuzum" diyorum göz kırparak.
"Bir göz makyajı yap dedim kıza o da aldı gözümü çıkarttı " diyor bir yandan makyajını silerek.

"Aa sende yaptırsana saçlarını" diyor. "Yok be kuzum " diyorum uzaklaşıyorum yanından.

Bu sefer de Zeyno'ya sataşıyorum "hayırdır nereye" diye...
Liseden arkadaşlarla buluşucaz  diyor....
Ohhh diyorum...

Arabaya biniyoruz.
Nereye gidiyoruz diyorum Pınar'a...
Orası mı burası mı diye düşünürken "tamam buldum bana bırak" diyor...

Dolanıp duruyoruz arabayla...Bu arada da Tuğba delisinin başlattığı bir akımı hayata geçiriyoruz...

Müziğin sesini sonuna kadar açıp şarkıya eşlik edip bir yandan da videoya çekmeye başlıyoruz.
Şarkılar da Ankara'nın bilmem nesi...sonra türk sanat müziği vs...

Ne eğleniyoruz...
Sonra da hop paylaşıyoruz whatsupta kurduğumuz grupla...

Ne geyikler ne geyikler...

Sonunda varıyoruz restauranta...
Arabadan tam inecekken o hafta işyerinden ayrılmış bir arkadaşımızı görüyorum cam kenarında.
Herhalde veda yemeği yaptılar kendi aralarında diyorum.
Neyse bir selam verip geçeriz yanlarından diyorum.

Restauranttan içeri girer girmez kapıda karşılıyor garsonlar bizi.
Rezervasyonunuz var mıydı diye?
Pınar hemen evet arkadaşlarımız orda bekliyor diyor ve ben daha neyin ne olduğunu anlamadan kolumdan tutup beni bekleyen masaya doğru götürüyor.

Bir sürü tanıdık yüz.
Ne işleri var burada diyorum.
İnanamıyorum ki...

Beni görünce hepsinin yüzünde kocaman bir gülümse...
Ben ise mutluluktan gözyaşları dökmekte...

Eşim , kardeşlerim ,çocukluk arkadaşlarım , işyerinden yıllarca önce ayrılmış iş arkadaşlarım , çalışma arkadaşlarım ,yöneticilerim , genel müdürümüz , emekli olmuş yöneticilerim bile hepsi bir arada...

Benim için.

Yalnız değilsin ,hep beraber atlatacağız diyor hepsi kocaman yürekleriyle...

Şükrediyorum...

Ben bu kadar insanı toplamak için ne yaptım ki diyorum...
İç sesim cevap veriyor...
Sevdin...
Hem de tüm içtenliğinle...


Güzel geceden ayrıca notlar,

  • Hastalığımı öğrenmeden önce omuzlarımdaki saçımı kısaltsam mı kısaltmasam mı diye düşünüp duruyordum. Sonra hastalık gelince , galiba her kadının yapacağı gibi soluğu kuaförde aldım. Aklımdan kazıtmak geçse de ancak küt model yaptırmaya cesaret edebildim. Sonrasında ise 2 kere daha kuaföre gidip biraz daha kısalttım. İnstagramdan takip edenler görmüşlerdir beni :)Hatta hiç unutamam kuafördeki arkadaşla şu konuşma bile geçti.Saçlarımı keserken beni hem ağlarken hem de telefonla yazışırken görünce gülerek "Kiminle kavga ediyorsun" diye sordu...Bende hiç tahmin edemeyeceği ,hamile bir kadına konduramayacağı bir cevabı verdim..."HAYATLA"...."

  • Bu organizasyonun benden habersiz planlandığı ve bu e-postaların patrona bile düştüğü o hafta patronum hastanede bana "Nuray ne şanlısın Pınar gibi bir dostun var " diyor. "Evet çok şanslıyım bu devirde çok nadir böyle insanlar" diyorum. "Ama sende çok sevilen bir kızmışsın onu anladım" diyor. "Nerden anladınız" diyorum. "Kaç gündür bir sürü e-mail dönüyor" diyor. Çakmıyorum bir şey.

  • Yine o hafta genel müdürüm arıyor "Nasılsın" diye...Sonra da "Pınar bize öyle bir e-posta yollamış ki Nuray , kayıtsız kalmak mümkün değil ama özellikle de içinde sen olduğun için " diyor. Hoşuma gidiyor. Hemen Pınar'a bir mesaj atıyorum "arkamdan ne işler çeviriyorsun" diye."Ne biliyorsun onu söyle "diyor cevabında.Bende "sadece arkamdan işler çevirdiğini biliyorum " diyorum. "Tühhh ya ben onları tembihlemeyi unuttum" diyor üzülerek ama yine de kendini akıllı zanneden Nuray hiçbir şey  çıkartamıyorum bu işten.

  • Restauranta giderken yeni doğum yapmış bir arkadaşım arıyor. "N'olur kusura bakma gelemedik" diyor. Ben de "Asıl sen kusura bakma,  kendi telaşıma düştüm bende gelemedim " diyorum. Kapatıyoruz. Sonra tekrar arıyor. Böyle şeyler söylenmez ama sana ulaşsın diye özellikle söylüyorum sana bir hediye yolladık diyor. Mahcup oluyorum.Ofise gitmiştir herhalde oradan aldırırım deyip teşekkür ediyorum...Hiç bir şey çakmıyorum.

  • Restauranta vardığımıza cam kenarında gördüğüm arkadaşların telaşına düşmüşken ben asıl bombayı görememişim. Abim o sıra da kapıdaymış ve beni görünce yanıma gelmek istemiş ama Cadı Pınar onu hemen saklamış...Kendini çakal zanneden ben yine anlamıyorum.

  • Bu arada kuaförde gördüğümüz hani lise arkadaşlarıyla buluşacağım diyen Pınar'ın arkadaşı  Zeynep var ya o da beni bekleyenler arasındaydı :).... Tam tiyatrocu bunlar...

  • O kadar kalabalığız ki benden sonra da sevdiklerim gelmeye devam ediyorlar. Gelenler bizim için rezervasyon yapılmış masalara sığmıyor artık. Ben ise o kalabalığı gördükçe ağlamak istiyorum. Bu arada masaya ilk geldiğimde sevinç gözyaşlarımı tutamadığımı ve kalabalığı gören meraklı garsonlardan biri arkadaşım sandığı ablama "Gelin hanım ağladığına göre bekarlığa veda partisi herhalde " diyor. Ablamda gülerek cevabı yapıştırıyor " Ne bekarlığa vedası görmüyor musun karnında bebek var" diyor...(Sosyete de böyle evlenmeler moda olsa da bize ters :)

  • Ve son olarak ; Bana hiç belli etmeden tüm bu insanları bir araya getirmek için bu güzel geceyi organizasyon etmiş Pınar'ıma önce koca bir teşekkür sonrasında da bir fırça gitmezse olmazdı...
          "Ne adisin sen ya...Kendi saçlarını , makyajını yaptır beni de buraya böyle getir..."



Biz seninle hep bir elmanın yarısı gibiydik.
Hep birbirimizi tamamladık.
Hep dürüst olduk.
Olaylar karşısında sen hep dimdik durdun ben ise gözyaşı dökerek.
Sen bana mantıkla düşünmeyi öğrettin ben ise sana duygularla...
Göremediğimiz, bakmasını bilmediğimiz pencereler açtık birbirimize.
Hem de ardına dek...
Sonra zamanla anladık ki,  
Her zaman ya körü körüne mantık yada duygular mutlu etmiyormuş insanı.
Bu hayatta mutluluğa giden yolda , biraz mantık biraz duygu olmalıymış...
İşte o yüzden diyorum ya
Biz bir elmanın yarısıyız seninle.
Ve sen...
Coşkulu ,güçlü , koca yürekli ve bu devirde can dostum denilmeyi çoktan hak etmiş nadir insan...
Hep CAN DOSTUM kal...

6 Nisan 2014 Pazar

Üç Melek

Öyle bir hastalık ki...
Adını söylemeye çekiniyorsun.
Boğazında düğümleniyor harfler...

Korkuyorsun...
Hem de küçücük bir çocuk gibi.
Ama en çok çekeceğin acılardan...
Ölüm ise sadece bir nefes ötende.
Sanki ölmen için başka bir sebep olamazmış gibi.

Tam 2 sene...
Lenfoma kanseri ile mücadele eden bir anne.
Ardında 2 tane kız çocuğu ve onu çok seven bir eş.
Ne yaşadıklarını kimse bilmez.
25 yıldır sevdiği kadını, dostunu , arkadaşını toprağa verirken bile dimdik ayaktaydı.

Biz ise sadece üzülerek ve dua ederek seyrettik bu hayat mücadelesini. Sanki bizim başımıza hiç gelmeyecek gibi.

Sevgili Koordinatörüm
Bu mücadelemde bana en büyük destek.
Düştüğüm bu kapkaranlık kuyu da beni aydınlığa çıkarmak için uzanan bir merdiven.
Elimizden tutan bir MELEK...

Hastalığımı öğrendiğim andan itibaren bana ve eşime bir fener.

İlk günden rica etti.
Müsaade edin ben ilgileneyim ve lütfen bu işlere sen dahil olma diye...

Bu sıkıntılı günlerimde ne doktor soruşturdum ne de bir hastane. İnternete girip kanserin k sine bile bakmadım.Hep kendi mücadelemi bekledim.
Haberi alan sevgili eş,dost herkes bir onkolog bir cerrah önermek istedi ama kibarca reddettim hepsini.
Bütün bu telaşelerden uzakta yaşadım her şeyi sayesinde...

Sevgili Firma sahibim,

O Türkiye'nin hatta dünyanın en büyük firmalarından birine sahip.
Ama yüreği...
İki cihan kadar büyük.

Binlerce çalışanın arasında beni tanımıyordu bile.
Hastalığımı öğrenip işe gittiğim sabah genel müdürüm beni telefonla arayıp "Sana ne , nasıl oldu diye hiç bir şey sorup seni üzmeyeceğim sadece diyeceğim şudur ki , biz her koşulda senin yanındayız ve bu hastalığı hep beraber atlatacağız" dedi.
Sonrasında da Ayşe Hanım seninle konuşmak istiyor deyip telefonu ona verdi.

İlk doktor randevumuzda benden önce klinikteydi.
Allah'a hep dua ederim , maddi manevi kimin desteğe ihtiyacı varsa karşıma çıkar diye. Ve bir anda senin yanında buldum kendimi dedi.

Her doktor randevumuzda toplantılarını erteleyip yada yarıda bırakıp yanıma koştu. Senden daha kıymetli ne olabilir ki dedi her seferinde.

Bir MELEK gibi sarıp sarmaladı beni , bebeğimi , Çınar'ımı ,eşimi...

Şimdi ben nasıl şükretmem ki Allah'a...
Allah bana bu hastalıkla beraber tam 3 melek yollamıştı.

Minnet

Sabah 05.30 sularında gözlerim uykuya teslim oluyor.
2 saat uyuyup hiç bir şey olmamış gibi işin yolunu tutuyorum.Giderken de çoğu zaman yaptığım gibi köşedeki fırına uğrayıp 2 tane simit alıyorum. Biri bana diğeri ise ya Pınar'ıma yada kahvaltı etmemiş herhangi birine.

Ofise giriyorum günaydın diyerek.
Herkes suskun...Ben ise dokunsan ağlayacak.

Kahvaltı ettiniz mi diye soruyorum bizim kızlara ama Pınar yok ortada.
Çay almak için mutfağa giriyorum.Pınar ve diğer bir kaç arkadaşımı konuşurken buluyorum ama beni görünce bir hayalet görmüş gibi donup konuşmalarını kesiyorlar.

"Günaydın" diyorum...Çayımı alıp çıkıyorum.

Kahvaltımı ediyorum yalandan , boğazımdan geçmiyor ki lokmalar.

Çok sevdiğim çok değerli yöneticilerimden biri omzuma dokunuyor.
Kafamı kaldırıp bakamıyorum bile yüzüne. Sadece hıçkırarak küçük bir kız çocuğu gibi kollarının altına sığınıyorum.

"Gel konuşalım biraz" diyor. O sırada çok sevdiğim diğer yöneticim giriyor odaya.
Sarılıyor baba şefkatiyle...

"Korkma "diyorlar biz sonuna kadar senin yanındayız. Elimizden maddi,manevi ne geliyorsa yapıcaz diyorlar.

"Bir an bile şüphe etmedim ki" diyorum bende büyük bir minnetle...